Kader oyunu
Bir rüya görelim seninle desem,
Başından sonuna sen ve ben varız.
Yıllar gelip geçti belki bilmesem,
Bir vuslat demine gülüp ağlarız.
Yolların gönlüme düşerse eğer,
Kader şafağında dur beni bekle.
Yeniden bulmaya bir ömür değer,
Durulur ırmaklar seni sevmekle.
Yıllarca ben seni ettim ya mahzun,
Bir elemden başka elde ne kalan?
Mümkün mü yeniden gel aşkını sun,
Bir sen hakikatsin, her şey bir yalan.
Şimdi o bir mahzun kalple nerdedir,
Titreyen dudakta anmış mıdır hiç?
Bir melek göklerden inmiş yerdedir,
Düşün benim kalbim yanmış mıdır hiç?
Manasını tattım sensiz ölüşün,
Ufkumda son güneş batmaya dönmüş;
Kader mi sen ve ben diye bölüşün,
Gönül hanem viran, ocağım sönmüş.
Sevda da yenilen başını eğer,
Artık alıp gitsin gölgem boyunu.
Kalbime hicranın sükûtu değer,
Sahne de bir sesiz kader oyunu.
Hamit Hayal / Gönen / 07.09.2012
Gönen’de sevdim
Sildim defterimden aşka isyanı,
Güllerin dengini Gönen’de sevdim.
Anmak çok zor elbet eski nisyanı
Sevdanın rengini Gönen de sevdim.
Gök yazı içinde gurbet tadınca,
Eskimez haslet var, ruhu kadınca.
Bu şehrin zihnimde derin adınca,
Sevgi de engini Gönen de sevdim.
Nice hikâyem var, gelmez gerisi,
Gürcüsü, Pomak’ı, Çerkez, Çerisi.
Kimden kudret almış bilmem perisi,
Gönülce zengini Gönen de sevdim.
Bir derin ovanın içinde, düzde,
Zaman bu şehirde yaz ile güz de.
Sevgiden bakışlar ararken yüzde,
Gül diken cengini Gönen de sevdim.
Yazılmış, silinmez kader alından,
Kimseler bilmesin gönül halından.
Geçme ömrüm tutun hayat dalından,
Varlığın benginin Gönen’de sevdim.
Korkum ayrı kalmak sevda ilinden,
Tutuşmak, kül olmak aşkın dilinden.
Ben kabrim üstünde biten gülünden,
Özümde yangını Gönen de sevdim.
Hamit Hayal / Gönen / 30.08.2012
Öyle gel
Eski acıları yaktım özümde,
Bir tek yüreğini alda öyle gel.
Hep halâ o eski sensin gözümde,
Sen kendin olarak kal da öyle gel.
Nere de arasam, hangi zemini,
Bulamam ömrünün o ilk demini.
Artık gözlerinin silip nemini,
Sonsuz hayallere dalda öyle gel.
Hasret dolu esen sevda yeline,
Ayrılık dönmede gözüm seline.
Sorarım bir şey mi geçti eline,
Dağıt saçlarını, salda öyle gel.
Sen beni ömründen ittiğin yerde,
Yalnızım bırakıp gittiğin yerde.
Yeniden dirilip bittiğin yerde,
İstersen bir eski şalda öyle gel.
Hamit Hayal / Gönen / 02.08.2012
Osmanlı Türkiyesindeki İslamcılık Düşüncesine Genel Bir Bakış
Bir din adı olarak İslam, son onlu yıllarda siyasal İslam, fundamental İslam, radikal İslam, modem İslam gibi terimlerle birlikte anılarak sosyal hayatımızda farklı algılamalara yol açacak şekilde kullanılmaya başlamıştır. Esasen bu terimlerin kullanmasından önce İslam kelimesi, nisbe edatıyla birlikte “İslamcılık” şeklinde ifade edilip, daha geniş bir anlam kümesine sahip olmuştur.1 Diğer bir ifadeyle Cumhuriyet Türkiye‟sinde homojen bir yapıya sahip olmayan bu düşüncenin mensupları, görüşlerinin ve hareketlerinin istikametinde farklı terimlerle nitelenmişler, İslamcılık ise şemsiye bir terim olarak bütün hareket ve akımları içine alan niteliğini korumuştur. İslamcılık adı altında derlenen dinî-fikrî düşüncenin oluşumu ve bunun sosyal hayatımıza yansıyan biçimleri diğer pek çok olgu gibi Cumhuriyet Türkiye‟sine Osmanlı‟dan miras kalan kültürel olgular arasındadır. Bu makalede, terminolojik bir analizden ziyade, tarihî perspektiften İslamcılığın oluşumu, gelişim süreci ve günümüze intikalini genel hatlarıyla ortaya koymaya çalışacağız. Burada geniş bir coğrafyaya ve milletler topluluğuna sahip İslam âlemi yerine konuyu Türkiye ile sınırlandırmamızın sebebi; XIX. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlıların -Fas ve İran hariç- neredeyse bütün İslam âlemini temsil eden bir hükümranlık alanına sahip olması, batıyla direkt ilişkiler içinde bulunması, ilk ciddi değişimleri kendi bünyesinde tatbik etmesi ve yaşamış olmasına binaendir. » Devamını Oku
