İstiyoruz ki yorgun kuşlarda özgür olsun

Biz memleket diyoruz içimizdeki aşka,
Umut gökte bulutlar, nehir gözlerdeki yaş.
Öyle bir memleket ki, derdi, sevdası başka,
Bağrında sarmış toprak, yastık ettiğimiz taş.

Yoksunlar sevdasını bir seraptan içerde,
Engin bir şeref anne ve mukaddes bacımız.
Her hayat kavgasında ölüm bizi biçerde,
Göklerdeki al bayrak düşse sonsuz acımız.

Dünden alınan ilham ile başımız hep hoş,
Ölüm aşka son vuslat, ölüm ezeli zimmet.
Bu memleket sevdası bizi ettikçe sarhoş,
Elbet yüce göklerden yere inecek himmet.

Tarih dünden işlenmiş memleketime nakış,
Her zafer türküsünde bizim kudret nutkumuz.
Nice çağlar boyunca sonsuzluğa bir akış,
Kara sevdamız bizim, yollar aşan tutkumuz.

Kökünü mazimizden alıp akan nehirler,
Medeniyet tezince yüceye bir yürüyüş.
Ne aldatma kudreti yıkar, ne yük zehirler,
Ne günaha meylettik, ne bizde var çürüyüş.

Bir hasret türküsünü çalıp, söyledikçe saz,
Aslına hicret etmiş, sevincinden kök ağlar.
Ne zaman gelse bahar, dayanır kapıya yaz,
Hüzün yurduna koşar, neşe dolar gök dağlar.

Kucaklar bildiğimiz zaman bile yavaşlar,
Bizi içine çeker bu memleket rüyamız.
Ayrılığı yenmeye vicdan dolu savaşlar,
Memleket ile döner bizim bir tek dünyamız.

Nasıl diyebilir ki bana gafil, köksüzüm,
İlahi bir emanet ruhum, bedenim, etim.
Kuşlar kadar hür şimdi âleminde öksüzüm,
Bir hükümle yazılmış, şahtır başlarda yetim.

Bizim için çekildi, çıktı dağlar aradan,
Aşkın en derininden nam salarak ad aldık.
Memleket sevdamıza ferman yazdı yaradan,
Biz bize hayat veren ölümlerden tad aldık.

Kalmasın çile sözde ve andımız gür olsun,
Ölmek, uğrunda ölmek, yüceltmek için yasa.
İstiyoruz ki yorgun kuşlarda özgür olsun,
Biz yarından eminiz, ne gam bizde, ne tasa.

Gökkuşağında saklı bulduk, aşk denen rengi,
Bir memleket sevdamız var ki aşılamaz tür.
Bayramımız, yasımız kucaklar her ahengi,
Biz tarihte meşk ettik kader denen bir kültür.

Yediden yetmişine genç, ihtiyar neferler,
Şu memleket denilen, sevgiden bir kucakta.
Yükselen bir bayrakla gönüllerde seferler,
İmanla aşk edindik, dört köşe, her bucakta,

                  Hamit Hayal /Gönen / 01.06.2013

Yorgun bir hakikate doğru koşacak ölüm

Hayat ile ölümün karşılaşma diyarı,
Burda yalnız ölümü bekleyen koridorlar.
Bir kere bozulmasın ömrümüzün ayarı,
Yalnızlığa yalnızlık ekleyen koridorlar.

Kim biliyor geceden sabaha var kaç vuruş,
Yorulmuş yüreklerde kim hisseder çağrıyı;
Biter düşme zamanı, kibir, gurur, dik duruş,
İnsan nasıl taşıyor ölüm denen ağrıyı?

Bazen bilmek adına bir divane dönüşü,
Her ruhun bedendeki yazılamaz isyanı.
Belki hicran doludur kandillerin sönüşü,
Yaşamak denen aşkın tadılmış mı nisyanı?

Ölüm her başlangıcın kucakladığı sonda,
Belki de son kapıyı açmasıdır göklerin.
Ölüm, renklerin bitip, ayrıntısız bir tonda,
Belki de yaşamaktan kopmasıdır köklerin.

Ya da akan zamana kurulduysa bir saat,
Bir zamanlar şakıyan dillerdeki kusmamı?
İnsan denen varlığın sahibinden bir vaat,
Güllerdeki son soluş, bülbüldeki susmamı?

Ağlamak, açılmayan kapı ardında çile,
Ağlamak, en nihayet sonun gelişi başa;
Ölüm içinde ölüm, ölümü yense bile,
Ömür bir tadımlık aşk, sığar bir damla yaşa.

Bazen de zor dağların düşüşü, yücelerden,
Bozulmuş yuvalarda ağlayışı kuşların;
Ölüm ne ister bilmem, biz garip cücelerden,
Ölüm, beklide sonu gelmesi yokuşların.

İnsanın gurbetidir iki kapılı bir han,
Denilecek ki bir gün”; Bir hiçmiş geri kalan”,
Bir sır ki ötelerden, aynadaki bir nihan,
Yalan bu dünya yalan, ta en başından yalan.

Biz devleri biliriz, hâlâ varlar masalda,
Belki de bir rüyadan çıkıp ta geldi onlar,
Şimdi onlar bir çocuk, omuz üstünde salda,
Belki de yaşamaktan bıkıpta geldi onlar.

Ömrün son şafağında, belki eda zamanı,
Belki yorgun bir yüzde derin coşacak ölüm;
Ufka dalan gözlerde şimdi veda zamanı,
Yorgun bir hakikate doğru koşacak ölüm.

            Hamit Hayal / Gönen 29.05.2013

Merhamet kucağında aşka bürünmüş toprak

Ey zirvesi göklerde, yaren dağların yurdu,
Coşkun ırmaklarından nur akan Anadolu’m.
Her biri bir gülistan, irem bağların yurdu,
Güzellikler diyarı, kalp yakan Anadolu’m.

Varsın olsun mihnetin saçlarımızda aklar,
Sevdandan vurgun yemiş bir ihtiyar milletiz.
Çok aktı ömrümüzde gözyaşından ırmaklar,
Belki kaderden hüküm, biz bahtiyar milletiz.

Ebedi hürriyete dikik bengi taşımız,
Biz yediden yetmişe bir ömrü edip feda.
Taat ve itaatten hiç kalkmadı başımız,
Allahtan sonra seni sevmektir dedik eda.

Gök kubbenin altında sonsuzluğa uçan kuş,
Kara toprak üstünde tüten ocakta dirlik.
Varmıdır idraklerde yenilmedik bir yokuş,
Peymanımız var bizim, Allah indinde birlik.

Bir vuslatın deminde şimdi oğullar, kızlar,
Yarınlarım var benim altın renkli başakta.
İnin göklerden yere bahtı kara yıldızlar,
Her gün yeni bir doğum, en ahenkli şafakta.

Nice nazarlar aldık, nice üflenmiş düğüm,
Tarih denen akışı belki bulduk yavaşta.
Mazimizdi yeniden istikbalde gördüğüm,
Yüksel ey Anadolu’m, hayat denen savaşta.

Seni ebed kılmaya milletçe ettik yemin,
Bazen ateşe döndü, bazen geç geldi yazlar.
Biz kaderin bizlere çizdiği yoldan emin,
Alp Aslandan bu yana hicran çalmadı sazlar.

Benliğimi bulmak var, uzandıkça köklere,
Akıp giden zamanda güzelliğince zarif.
Ulaşmak aşkımızla üstte mavi göklere,
Hep kaderden bekledik, bize etsin yol tarif.

Medeniyet mührümüz bir nişane tarihten,
Çizdiğimiz hudutlar sevdanın en engini.
Bir gün olsun kesmedik biz umudu talihten,
Gök kuşağından sunduk sevdamızın rengini.

İnsanımın en güzel kaderi Anadolu,
Bizi sana tarihte aşkındır bende eden.
Göklerinden yağmada, gönlümüz rahmet dolu,
Varoluş kavgamızın altında yatan neden.

Annenin göğsündeki süt kadar saf ve arı,
Merhamet kucağında aşka bürünmüş toprak.
Anadolu’m, vatanım, ey destanlar diyarı,
Uğrunda ölümlere dostça yürünen toprak.

                 Hamit Hayal / Gönen / 28.05.2013

Elveda gözyaşımın sessiz aktığı acı

Sen varken yaşamanın tadını aldım aşkta;
Ben bugün hüzünleri gönlümde ettim de linç;
Dönülmez hülyalara daldım ben bugün aşkta.
Bugün dünya bambaşka, bugün kalbimde sevinç,

Körelttiğim kalemim hicranlar yazmayacak,
Gülecek bundan sonra yas bağlamış kâğıtlar;
Bundan sonra kalbimde ağrım hiç olmayacak,
Bundan sonra hiç masum olmayacak ağıtlar.

Sen benim içimde ki boşlukları doldurdun,
Yürüdüğüm yolların sonu geldi nihayet;
Rüyada var sandığım olmazları oldurdun,
Ferhat’ta Şirin için dağı deldi nihayet.

Seni çok seviyorum ben kalbimle, ta içten,
Ruhunla, bedeninle rüyamdasın gördüğüm;
Bir el verip alırsan beni tükenmiş hiçten,
Kalmayacak ömrümde çözülmedik kördüğüm.

Yalancı gecelerin sonunda var bir şafak,
Muhatabım aşkına, yerim senden tarafta;
Bana kalbini açan sevgilim, yar bir şafak,
Acırım kim kalmışsa bundan sonra arafta,

Bu ikinci baharın adını senden aldım.
Sende hatırım için bir başka sayfa çevir,
Sevgilim ben sevmenin tadını senden aldım;
Nihayet ömrümüzde başlar yeni bir devir,

Gözyaşların akarsa, ağlaman benim için,
Kalbinde yer verdiğin aşk benim aşkım olsun,
Gönlündeki yarayı bağlaman benim için,
Bir murada erdiğin aşk benim aşkım olsun.

Bilmelisin, yıllardır çürüyen içimde şen,
Yakalarsan yüzümde mezarım olsun hüzün;
Yıllar sonra yeşerdi içimdeki bir gülşen,
Kaderimden bir mühür, kalbimde gülen yüzün

Ellerini elime ver yapalım bir ahit,
Seni hep sevdiğimi âleme haykırdım ben.
Benim seni sevmeme geçen yıllarım şahit,
Yüreğime dolanan zincirleri kırdım ben;

Elveda ey aşkımın beni yaktığı acı,
Bundan sonra ebedi dönüp duracak dünyam.
Elveda gözyaşımın sessiz aktığı acı,
Bundan sonra başlıyor belki en mutlu rüyam.

             Hamit Hayal /Gönen / 28.05.2013

Değişmez Aslı Han’ın Kerem’i yakma huyu

Ben senin gözlerinde rengini almış gülden,
Sabır denen kudreti dokumayı öğrendim;
Kerem niçin yanmıştı, niçin yakmıştı Aslı,
Aşk denen bilinmezi okumayı öğrendim.

Kaderde ne yazıyor, bulmaya çalışarak,
Meçhuller ülkesinde dost yürekten bir ülkü;
Yenildim ben özümde, hasrete çalışarak,
Bulamadım gönlünde vatanım olan mülkü.

Aslında duygularım birbirine karışmış,
Nedir beni özümden özüne mahkûm eden?
Sevgiler var bilirim, sevgiliyle barışmış,
Neden beni hep yaktın sevgilim söyle neden?

Kolay mı sanıyorsun, yüce katına varmak,
Bunca çöllerden geçip, Mecnun nasıl aşıyor?
Ben ömrümce diledim her an zatına varmak,
Demek ki aşk insanda bilinmezle yaşıyor.

Yürüdüğüm yolların menzilinde ay söner,
Karanlığın içine dalsam bir anda yorgun;
Bu kader çıkmazında bana kurtuluş öner,
Bekliyorum sonumu, yıkık bir handa yorgun

Coşkusunu yitirmiş, ömrün ırmağı durgun,
Yüreğim artık değil, aşka tutkun ve sağır;
Gözlerinden almışım kalbime onmaz vurgun,
Benim bahtıma yokta, bahtım mı bana dargın?

Bilmiyorum sonunda var mı bu aşka çözüm,
Ya da mahkûm edecek gözden akan yaşlara?
Derinden kanayacak, yanacak sensiz özüm,
Vuracağım başımı merhametsiz taşlara.

Güzeldi düşlerime cemalinin dolması,
Ümitle tutunmuştum, uzandığım dallarda;
Şimdi başıma bela bir sevdanın olması,
Hicran ve gözyaşı var, karalarda allarda.

Gönül dalgalarım var hırçın, rıhtıma vuran,
Yorulmuş kanatlarda aşkı taşımakta zor;
Artık ben değilim ki nice hayaller kuran,
Bir yangın yüreğimde, alevden, ateşten kor.

Zaten bu aşktan sonra, ben eski ben değilim,
Ömre sığmaz dünyamın küçüldü gitti çapı;
Bir yaşamak mı desem, ölmeye mi eğilim,
Kapanıyor yüzüme her gönülden bir kapı.

Bir sebeple meçhulde sevgiliyi aratan,
Düşmem için yaratmış deniz gözlerde kuyu;
Biliyorum, kalbimde ümidim var, yaratan,
Değişmez Aslı Han’ın Kerem’i yakan huyu.

                Hamit Hayal / Gönen / 27.05.2013

1 141 142 143 144 145 178