Çanakkale

Tarih denen sahnede nice mazlum adına,
Zulmün karşısında dik duruştur Çanakkale.
Yükselen bir bayrağın düşmemek inadına,
Ve son Türk devletini kuruştur Çanakkale.

Bir milletin ebedi hasretine katılan,
Ne erler gördü cihan, hep ileri atılan.
Bu vatan sevdasına sonsuzluğa yatılan,
Kalplerde en korkusuz vuruştur Çanakkale.

Bu dünya neler gördü, acılar tattı densiz,
İnsanlık denen varlık bazen ruhsuz, bedensiz;
Bazen bir hiç uğruna gönül kırdı nedensiz,
İman-küfr arasında yarıştır Çanakkale.

Görülmez bir kibirle; “ben kudretim” diyerek.
Gülmez dünyadan başka bir yer insan yiyerek;
Kahroldu bütün putlar şafakta eriyerek
Tarih, talih ve kader yoruştur Çanakkale.

Dağlar atıldı burada, savruldu nice taşlar,
Kapanırken son perde gönülden göze yaşlar;
Ölüm tattı nefisler, yere indi dik başlar,
Yüce Yaradan ile barıştır Çanakkale.

Türk aşılmaz imanla ömrü rabbine adar,
Ebedi bir sevdadan ilahi aşkı tadar.
Hakikat kapısını açıp ardına kadar,
Cennet denen diyara varıştır Çanakkale.

                             Hamit Hayal

Ben yandım bu aşkta sende yanarsın

Hep sorardın; “Acı nedir tarif et”,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın;
Kalamadı kudretim, bitti marifet,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın;

Ben seni kattıkça her gün sözüme,
Hasretin yaş oldu, doldu gözüme;
Hadi git, bir daha düşme özüme,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın.

Ne kaldı geriye senden, bir isim,
Her şey bir hatıra, solmuş bir resim;
Yağmur var havada, hüzünlü mevsim,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın.

Buralar, bu yerler dağların ardı,
Şimdi zirveleri bir duman sardı;
Ne günler yaşadım, borandı, kardı,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın.

Bağışla bir ufka dalmışlığımı,
Gördün mü bir murat almışlığımı?
Bilmezsin sen yarım kalmışlığımı;
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın.

Bazen yarı ölgün bazen bir sarhoş,
Ey gölgem benimle sona doğru koş;
Dedim ya anlamsız, şimdi her şey boş,
Ben yandım bu aşkta, sen de yanarsın.

Hamit Hayal / Gönen / 19.01.2013

Kutlu millet

Bir ebedi yarışta düşmeyecek var mı, kim,
İnsanlık tarihinde köklerim sırla başlar;
En yüce ülkülerden tarih denen birikim,
Bir Allah’a taatta, düşse eğilmez başlar.

Bir iman kavgamız var, dünden yarına sonsuz,
Biz yalnız O’ndan kuvvet alarak aştık çağlar;
Türk dünyada ayakta kalamaz yalnız O’nsuz,
Bizi Allah’a yalnız Türklük hasleti bağlar.

Biliyorum bu dünya bir değirmen ve elek,
Milletler var olmanın düşünde bir yarışta;
Nice zor zamanlarda düştük, ağlattı felek,
Yinede yüz dönmedik kavgada ve barışta.

Sadet ve şerefiyle bir tek millet var kutlu,
Hakikat kitabında yazılmış var adımız;
Bu yüzden biz ölümü karşılarken hep mutlu,
Doğmak kökten bir talih, ölmek gökte andımız.

Hakka açılan kapı ilk adım var eşikte,
Bizim zaman ve zemin, kâinat ve dünyada.
Bugün adına vatan denilen hür beşikte,
Aslına dönmek denen fethi görüp rüyada.

Biz yine encamında malik olup bir mülke,
Yaşanmış hatıradan dün kalan kutlu millet;
Muktedir devirlerden şimdi kutsal bir ülke,
Hak ve hakikatiyle şan alan kutlu millet.

Hamit Hayal

Bayrağım

Bin yıllık hatırayla tarihim denen kökte,
Var olma kavgamızdan kalan bir şan bayrağım;
Arzdan arş’a kapılar açıp ta mavi gökte,
Çağlar üstü çağlara menzil aşan bayrağım.

Hakkı arayan gönül, destan bengi taşlarda,
“Düşmeyecek ebedi” der gözde ki yaşlarda;
Kuvvet ve kudretimden bir gölge ki başlarda,
Yenilmez bir imanla kalpten taşan bayrağım.

Yaşama sevincimle dost al ve ak renklerde,
Nice mazlum adına vuruşurken cenklerde;
Bize kader yazılmış, gönlüm var ahenklerde,
Yücelen bir talih ol, aşkla yaşan bayrağım.

Ay’ı avuçlar gökten, yıldızlara son sefer,
Kan rengi şafaklarda şaha kalkmış ya nefer;
Bahtımdır arz’a dikmek, kaderimdir her zafer,
Medeniyet nuruna doğru koşan bayrağım.

Bir düğünde gelinlik, şehidimde örtü, pak,
Ebedi bir müjdeyi gökten yere vermiş Hak;
Tarih denen zamanda başım dik ve yüzüm ak,
Tarih ve talihime sonsuz nişan bayrağım.

                                             Hamit Hayal

İbret aynasında

İbret aynasında andım tarihi,
Zaferle dolu her anımız bizim.
Yıllardır dönmeyen makus talihi,
Döndürmeye hazır canımız bizim.

O eski düzenler nasıl kurulur,
Kimi şaha kalkar, kimi vurulur,
Zaman nerde akar, nasıl durulur,
Yıkılmış, virane hanımız bizim.

Bir zamanlar doludizgin akında,
Uzak mesafeler her gün yakında.
Kılıçlar paslanmış şimdi bir kında,
Yeniden yazılsın şanımız bizim.

Verilmiş vaatler, alınmış sözler,
Yarına dalması gereken gözler;
Bugünü değil de, hep dünü özler.
Dökülmeye hazır kanımız bizim?

Kırılacak elbet bir gün inatlar,
Anka’dan alınmış sanki kanatlar;
Mohaç’tan Umman’a yüce sanatlar,
Resul-i Zişan'dır hanımız bizim.

Şafak sökmesine saatler kala,
Padişah secde de, kıyamda lala.
Serhat boylarında yine dört nala,
Sarılsın ön, arka, yanımız bizim.

                     Hamit Hayal

1 2 3 4 5 6