Çok istiyorum

Benim bu garip halimi
Bilmeni çok istiyorum.
Bir ırmaktan öte yaşım,
Silmeni çok istiyorum.

Tut elimden ve itmeden,
Bir daha mı hiç gitmeden.
İçimde ki yaz bitmeden,
Gelmeni çok istiyorum.

Yağmurla, yelle yarışıp,
Gitme ellere karışıp.
Artık benimle barışıp,
Gülmeni çok istiyorum.

Düşüm, hayalim, anımda,
Sevdan alevdir kanımda.
Gitmeyip sonsuz yanımda,
Kalmanı çok istiyorum.

Bilmiyorum hal delimi,
Ayrılık büker belimi.
Sana uzattım elimi,
Almanı çok istiyorum.

        Hamit Hayal / Gönen / 22.04.2012

Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin’e…

Gönenin tarihinde seraptan bir zamana
Belki de bir talihle eren çocuktur Ömer.
Derin hatıraları çalıp giden maziden
Bize yeniden geri veren çocuktur Ömer.

Nicedir unutulmuş, toprak olmuş isimden,
Her biri bir hatıra, artık solmuş resimden;
Bir daha geri gelmez o güzelim mevsimden,
Şüphesiz kardelenler deren çocuktur Ömer.

Bir adım ötemizde bizim olan bu şehir,
Akıp giderken dünden yarına doğru nehir.
Gönen istasyonunda zamanı edip tehir,
Gözümüzün önüne seren çocuktur Ömer.

Savaşlar ve yangınlar, hala süren bir sefer,
Yokluğun ortasında bu çocuk ölmez nefer.
Bugünden geri gidip dünü bulmaksa zafer,
Dünden bugüne bakıp gören çocuktur Ömer.

Ant hikayesinde ya da kaşağı da hüzünü,
Hasan ile Mıstık’ın keşfettik biz yüzünü.
Gecesiyle yaşarken Gönen’in gündüzünü,
Bize dünden bir dünya ören çocuktur Ömer.

Hayalden öte haktır Gönende koşan atlar,
Geride kalan dünün üstünde yeni katlar;
Ömer Seyfettin gibi saygın, yüce ne zatlar,
Sevgiyle kalbimize giren çocuktur Ömer.

Ömer Gönenli çocuk, belki gözünde yaşlar,
Şimdi yıkık bir evde sonsuz yaşama başlar;
Mektep tarihe göçmüş, çeşmesi düşük taşlar,
Dünden yarına izi süren çocuktur Ömer.

Zaman kayıklarında kürek çekip aheste,
Gönen ruhu mest eden anılar yüklü beste;
Dünkü zamandan bize Ömer’den kalan seste,
Kökten ayrı düşmeyi yeren çocuktur Ömer.

                             Hamit Hayal


Ömer Seyfettin kimdir?

28 Şubat 1884’te Gönen’de doğdu. 6 Mart 1920’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çağdaş Türk öykücülüğünün ile “Milli Edebiyat Akımı”nın kurucularından. Kafkas göçmenlerinden Yüzbaşı Ömer Şevki Bey’in oğlu. Öğrenimine Gönen’de başladı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirmemeleri için annesiyle bilikte İstanbul’a gönderildi. 1892’de Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye yazdırıldı. 1896’da Eyüp’teki Baytar Rüşdiyesi’ni bitirdi. Edirne Askeri İdadisi’nden sonra 1903’te İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’den mezun oldu. Mülazim (teğmen) rütbesiyle orduya katıldı. İzmir Zabitan ve Efrat Mektebi‘nde bir süre öğretmenlik yaptı. 1908’de merkezi Selanik’te olan 3’üncü Ordu’da görevlendirildi. 1911’da ordudan ayrıldı. Ama Balkan Savaşı çıkınca tekrar askere alındı. Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya Kalesi’nin savunması sırasında Yunanlılara esir düştü. Bir yıl süren tutsaklıktan sonra İstanbul’a döndü. Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. 1914’te Kabataş Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Ölümüne dek bu görevi sürdürdü. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid” “Ömer” imzasıyla 1900’de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü” 1902’de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı.

Selanik’te yayınlanan “Genç Kalemler” dergisindeki yazılarıyla ünlendi. Derginin ikinci dizisinin ilk sayısında Nisan 1911’de yayınlanan “Yeni Lisan” başlıklı yazısı “Milli Edebiyat” akımının başlangıç bildirgesidir. Yazılarında, yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savundu. Türkçe’nin kendi kurallarına uygun yazılmasını, Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını istedi. Milli Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem‘le birlikte sürdürdü. 1. Dünya Savaşı yıllarında “Yeni Mecmua“da yayınlanan öyküleriyle ününü iyice yaygınlaştırdı. Öykülerini kişisel deneyimlerine, tarihsel olaylara ve halk geleneklerine dayandırdı. Günlük konuşma dilini kullanması, öykülerine canlı ve etkileyici bir özellik verdi. Çok değişik konular işledi. Bunları anlatırken yergiye, polemiğe, komik durumlara ve toplumsal yorumlara da yer verdi. Sağlık durumu bozulup ölümünden sonra 1926’da öykülerini önce Ali Canip Yöntem derledi. Ardından Ahmet Halit Kitabevi 1936’da bir derleme yaptı. 1950’den sonra Şerif Hulusi, öykülerini yeniden gözden geçirip 10 cilt halinde yayınladı. Rafet Zaimler Yayınevi 1962’de 30 öykü daha ekleyerek 11 ciltlik bir külliyat halinde yayınladı. Son olarak Bilgi Yayınevi, “Bütün Eserleri” adıyla tüm öykülerini 16 kitapta topladı. Kahramanlar, Bomba, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet bu dizideki öykü kitaplarından bir bölümü. İnceleme kitaplarında “Tarhan”, “Ayın Sin” rumuzlarını kullandı.(1)

(1)http://www.edebiyatogretmeni.net/omer_seyfettin.htm,erişim:13.03.2012

Ne sonsuz durur?

Yeter rızasını kazansam hakkın,
Nicedir sahteden ben sah istemem.
Gönül var gönül’e manaca yakın,
Derdim var, üstüne bir ah istemem.

Hilaf-ı hakikat yoktur sözümde,
Hak vardır arayın benim özümde.
Derin hasretlerle yanmış yüzümde,
Görünenden başka bir mah istemem.

Boşalan şişeden gam içe içe,
Hayatta karışıp gitmek var hiç’e.
Ne ızdırap dolsun, ne ukde içe,
Hakikatten başka bir rah istemem.

Allah’a imandır en haklı gurur.
Bakan göz dökülür, tutan el kurur.
Yıkılmaz olan ne, ne sonsuz durur,
Nebiyi Zişan’dır, ben şah istemem.

Sonsuzluk adına boşa ördüğüm,
Nasıl çözülecek bu zor kördüğüm.
Yıllar yılı hep nefsimle gördüğüm,
Kör şeytan’a lanet, günah istemem.

Derin mi yaşarım, yoksa sademi,
Nefes mi tükenir, hayır vademi?
Neden toprak alır, vermez âdem’i,
İmandan başka bir silah istemem.

Çürütüp saltanat sürerken kurtlar,
Sahteymiş mukaddes bildiğim kutlar.
Lanet olsun size ey zalim putlar,
Ben Allah’tan başka ilah istemem.

                              Hamit Hayal

İbret aynasında

İbret aynasında andım tarihi,
Zaferle dolu her anımız bizim.
Yıllardır dönmeyen makus talihi,
Döndürmeye hazır canımız bizim.

O eski düzenler nasıl kurulur,
Kimi şaha kalkar, kimi vurulur,
Zaman nerde akar, nasıl durulur,
Yıkılmış, virane hanımız bizim.

Bir zamanlar doludizgin akında,
Uzak mesafeler her gün yakında.
Kılıçlar paslanmış şimdi bir kında,
Yeniden yazılsın şanımız bizim.

Verilmiş vaatler, alınmış sözler,
Yarına dalması gereken gözler;
Bugünü değil de, hep dünü özler.
Dökülmeye hazır kanımız bizim?

Kırılacak elbet bir gün inatlar,
Anka’dan alınmış sanki kanatlar;
Mohaç’tan Umman’a yüce sanatlar,
Resul-i Zişan’dır hanımız bizim.

Şafak sökmesine saatler kala,
Padişah secde de, kıyamda lala.
Serhat boylarında yine dört nala,
Sarılsın ön, arka, yanımız bizim.

Hamit Hayal /Gönen / 11.03.2011

Bir millet…

Allah’ı zikreder, gözünde yaşla,
Derin bir imanla bitmeyen taat;
Bir millet düşünün secde de başla,
Dün asırlar geçti, bugün kaç saat?

Gazada bir ömür, cihat’ta çağlar,
Dönülmez bir iman Allah’a bağlar.
Resul-i Zişan’ın züht’ünce ağlar,
Çilesi meşk idi, şimdi sefahat.

Rahmandır rahmeti veren ve alan,
Çürümüş bu düzen, nicedir yalan;
Ne kendine zulmet, ne de oyalan,
Hani hükümranlık, nerde şecaat?

Bir millet düşünün düne umursuz,
Mukaddes sürünür, imanı sursuz.
Bir millet düşünün bugünü nursuz,
Arş’ta hak ziyandır, arz’da fecaat.

Bir millet düşünün kendine esir,
Basiret bağlanmış, etmiyor tesir.
Muhteşem mazisi sonsuz bir nesir,
Yenilmez kader mi zulme itaat?

Bir millet düşünün gözyaşı dökmüş,
Bir millet düşünün Rabbe diz çökmüş.
Bir millet düşünün şafağı sökmüş,
Resul-i Zişan’dan almış şefaat.

Hamit Hayal / Gönen /11.03.2012

1 166 167 168 169 170 178